Şiilik ve Ehl-i Sünnette İmamet

    22.06.2022
    11
    Şiilik ve Ehl-i Sünnette İmamet

    Türk devlet kimliğinin oluşmasında Sünniliğin etkili olmasının temel nedeni karşısında Fars kültürü ile şekillenmiş bir Şia anlayışının olduğu belirtilmelidir.

    Şiilik ile Sünniliğin ayrıldığı temel esas imamet (yöneticilik) ve ulus emre itaat meselesidir. Şiiliğe göre imamet meselesi doğrudan itikadı bir meseledir. Şii kaynaklar Hz. Muhammed’in vefatından sonra halifeliğin Hz. Ali’nin hakkı olduğu konusunda ısrarcıdırlar. Nitekim bu konuda Şii kaynaklarının en güçlü delili Gadir-i Ilvım olayıdır Kaynaklara göre Hz. Peygamber, Veda Haccından dönerken yolda Maide süresinin “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et; eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun, Allah seni insanlardan korur” me— alindeki 67. ayeti nazil olur. Bu ayet nazil olduğu zaman Flacc kafilesi Cuhfc yakınlarındaki Gadir-i Hum denilen yere gelmiştir. Burası yolların ayrıldığı bir noktadır. Üstelik kervanların konaklanmasına elverişli de değildir. Buna rağmen Hz. Peygamber, hemen ashabını toplar; daha Önce yollarına koyulmuş olanlara geri dönmeleri için haber gönderir: Kafilenin geride kalanların da yetişebilmesi’ için bir müddet beklenilir. Burada Hz. Peygamber, kızgın güneş altında Müslümanlara hitap eder ve “Menkuntu mevlahu fehuve Aliyyun Mevlahu” (Ben kimin Mevla’sı isem Ali de onun Mevla’sıdır) diyerek Ali’nin imametini ilan eder” (Onat, 1997: 83) Gadir—i Hum olayı birçok Sünni kaynakta da sahih kabul edilmiştir (Gölpınarlı, 2007: 43-44). Gadir-i Hum ile birlikte Şii kaynaklar Maide Suresinin “Bugün size dininizi tamamladım, size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim” mealindeki 3. ayetin de nazil olmasını ve Hz. Muhammed’in Hz. Ali ile ilgili övücü sözlerini Hz. Ali’nin imameti ile ilişkilendirerek bu konuyu tamamen itikadı bir mesele haline getirmişlerdir.

    Ehli Sünnetin imamet anlayışı ise ilk dört halife, Emeviler ve Abbasiler döneminde yaşanan siyasi tecrübeden hareketle, Şia’nın imamet görüşünden farklıdır. Şia’nım aksine, Ehl-i Sünnet’e göre, Hz. Muhammed, kendinden sonra halife olacak kişiyi açıkça ve ismiyle belirlemediği için bu konu itikadi bir konu olamaz. Ancak dini ve dünyevi işlerin yürütülmesi için devlet başkanına ihtiyaç olduğundan bir halifenin tayini, aklen gereklidir. Ehli Sünnet’e göre imameti zorunlu lalan unsurlar şunlardır: Hukukun uygulanması, suçluların cezalandırılması, dış güvenlik (sedd-i suğûr), vergilerin toplanması, iç güvenlik ve barışın sağlanması, adlî hizmetlerin temini, Cuma ve bayram namazlarının ifa edilmesi, insanlar arasında çıkacak anlaşmazlıkların ortadan kaldırılması, sosyal güvenliğin sağlanması vs. gibi nedenlerdir (Kutlu, 2008: 7-26). İmam seçmenin Müslümanlara vacip kabul edildiği bu akılcı yaşın İslam’dan sonra Fliirk devlet anlayışında da etkisini gösterdiği muhakkaktır. Nitekim klasik anlatımla Türk-İslam devletlerinde görülen hukukun şeriata ve töreye dayandırılması anlayışı da bu akılcı anlayışın etkisini göstermektedir. Aksi takdirde tamamen naslara dayanan bir yönetim anlayışının gelişmesi gerekecektir. Yine Ehli Sünnet ‘in “imamlar muttaki ya da fasıl olsa da İtaat edilir” anlayışı Tiritlerde görülen “hakana/sultana itaat” kavramıyla birebir örtüşmesi bakımından önemlidir. Ancak belirtmekte fayda var ki Sünnilikte itaat kavramı tarumar bir kavram olup, Allah’a İsyan noktasında İtaat olmayacağı da önemli bir kabuldür. Ehli Sünnet ‘in “Aynı anda iki halife yönetici olamaz” görüşünün taht kavgalarının görüldüğü Türk devlet anlayışı ile uyumlu olması da tabiidir.

    YAZAR BİLGİSİ
    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.